Yavuz Köyü Web Sayfası - Çarşıbaşı - Trabzon

Trabzon - Çarşıbaşı - Yavuz Köyü Web Sayfasıdır.

Salı, 13 Mayıs 2008
Ana Menu
Anasayfa
Tarihimiz
Coğrafi Durum
Linkler
Galeri
Okullarımız
Camilerimiz
Muhtarlarımız
Yetiştirdiklerimiz
Sağlık Ocağımız
Derneklerimiz
Sözlüğümüz
Mahallelerimiz
Ziyaretçi Defteri
Anasayfa arrow Sözlüğümüz
Sözlük PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Pazar, 23 Temmuz 2006

 

YAVUZKÖY SÖZLÜĞÜ       
                     
A
ABA    
                :  Abla
ABLAK                  :  Yuvarlak yüz şekli.
ACA                       :  Acaba
ACANS                 :  Televizyon ve radyoda haberler.
ACISU                   :  Maden suyu
ADAM                    :  Koca ,eş.
AFGURMAK          :, 1-Havlamak. 2-Boş boş konuşmak(argoda)

AGA
                        :  Ağabey
AGACUK                 :  Küçük çocuklara söylenen bir hitap şekli.
AĞIRŞAK              :  İp eğirirken ereceğin ucuna takılan, koni şeklinde , ağaçtan yapılan araç.
AĞU                        :  1-Zehir. 2-Yörede yetişen pembe çiçekli ,çalı şeklinde bitki.Orman gülü ,komar .
AHA                       :  1-İşte burada 2-Yok  anlamında kullanılan ve elin yumruk yapılıp karşıdakine gösterilmesiyle beraber söylenen sözcük.(argoda)
ARKURİ                 :  Düz yol yada yamacı çapraz gitmek.
ALACA                  :  Karışık renk
AL AŞAĞI             :  1-Horonda bir figür 2-Aşağı indir
ALİŞTIRMAK      :  Ateşi tutuşturmak
 ALETİRİK             :  1-Elektrik. 2-El feneri.
ALİŞMAK             :  1-Tutuşmak ,yanmaya başlamak. 2-Bir yer ya da olayı benimseyip kabullenmek.
ANALİS ETME   :  Çok kirli elbiseleri yıkamadan önce suda bekleterek yumuşatma.
ANCA                     :  Şimdi.
ANİS                    :  Yüksek kesimlerde yetişen  bir bitki türü.
ANDER                   :  Değersiz,işe yaramaz.
ANDER GALSIN  :  Olmaz olsun anlamında bir kızma sözcüğü.
ANGONA               :  Zehirsiz kısa boyda bir yılan türü.
ANKMAK         :  Birisini ya da bir olayı konuşmak.
ARETMEK             :  Utanmak.
ARMA            :  Bel ve göğse takılan fişeklik.
AŞANA                  :  Eski evlerde mutfak ve oturma odası olarak kullanılan bölümde tahta üstü.
AŞLAMA               :  Aşılanmış fidan
AŞLAMAK             :  1-Su katmak. 2-Aşılamak. 3-Eski çorapları örerek tamir etmek.
ATMA ÇÖMBER  :  Başörtüsünün bütün şeklinde başa atılıp kenarlarının çene altından dolaşıp başın üst tarafında yana gelecek şekilde  bağlama şekli.
ATMA TÜRKÜ     :  Bir anda, akla gelen şekilde söylenen yöresel türkü.
AVARA                   :  İşsiz, boş.
AVARA ETMEK    :  İşini yapmasına engel olmak.
AĞLANMAK          :  Zehirlenmek.
AĞUZ                     :  İnek doğurduktan sonra ilk sağılan süt ve bu sütten yapılan bir yiyecek türü.
AYAKDAŞ             :  Birlikte yolculuk edilen kişi.
AYAM                    :  Hava durumu.
AYITLAMA           :  Bahçe işlerinde küçük mısır fidanının köklerini toprakla besleme.
                         

                                   B
BAĞCE
                   :  Bahçe
BAĞA                     :  Bana
BAĞLANMAK        :  Cinsel ilişkiye girememek.
BAKRAÇ                 :  İçinde yoğurt, süt taşınan bakırdan yapılmış ,kapaklı ,tutmak için sapı olan küçük kap.
BARTEN          :  Pis kokan 20-30 cm kadar boylanabilen bir bitki. Yaş olarak hayvanlara yedirilirse zehirler.
BASUKLUK            :  Hastalık.
BAŞAK ETMEK    :  Fındıklar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak.
BAYTAR                 :  Veteriner.
BEL BAĞI              :  Kuşağın altından görülecek şekilde bele bağlanan ,ince  ,parlak renkli ,ucu püsküllü bir aksesuar.
BELLEME              : Tarlayı bel ile işleme.
BEŞ DAŞ              :  Beş taş oyunu.
BEZLEME             :  Saçta pişirilen ince yassı ekmek.
BİÇKİ (BIÇKI)     :  Odun kesmeye yarayan testere

Bİ DİMLA
            :  Az , biraz.
BİLE
                       :  Beraber, birlikte
BİLEGİ                  :  İçinde mısır ekmeği pişirilen taş blok.
BİTİGE                 :  Küçük, az.
BOSTAN         :  Salatalık, hıyar.
BOCEG                   :  Böcek
BOLAKİ                 :
 İsterim ki ,dilerim ki.
BOLAŞUK
              :  İnsanları birbirine takan ,aralarını bozan kişi.
BUMBUR         :  Yaban arısından daha büyük, bir tür kanatlı böcek.
BULDUR
                 :  Geçen yıl.
BUYMAK         
:  Çok üşümek.
                                 
C
CABULA                 :  Ayakkabı.
CAMPİL                 :  El feneri ampulü
CAPLAMA
              :  İnce, uzun tahta.
CELEPÇİ           :  Hayvan alım satımı ile uğraşan kişi.
CEYRAN                 :  Elektrik.
CÖMAAT         : 1-Topluluk. 2-Bir sorunu halletmek için toplanmış, bilirkişilerden oluşan grup.
CÜMBÜŞLÜ           :  Eğlenceli, komik.
CİFİN
                    :  Yükseklerde yetişen orman çiçeği
                          
                                  
Ç
ÇALBARA        
:  Geniş ve yayvan tencere.
ÇAĞIRMAK            :  Yüksek sesle bağırıp seslenmek.
ÇAPUT            :  Eski bez parçası.
ÇARNAK                 :  Fasülye yada ot asmaya yarayan bol dallı ağaç .
ÇAZİ                      :  Cadı.
ÇEGELİK                 :  Yağsız peynir, çökelek
ÇEKME 
                :  Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak.
ÇELİK                     :  Eskiden oynanan bir tür oyun.
ÇENTİK                 :  Ahşap üzerine yapılan kısa çizgi yada işaret.
ÇETEN                   :  İçine mısır konulan ince çubuk veya tahtadan yapılan ambar.
ÇINGIL
                  :  Ağaç çekmeye yarayan demir çivi.
ÇİLLENMEK         :  Patates ya da çeşitli tohumların çimlenmesi.
ÇİMMEK         :  Yıkanmak, banyo yapmak.
ÇİNGAN          :  Çingene
ÇİSE
                      :  İnce yağmur.
ÇİVİT                    :  Çekirdek.
ÇÖMBER         :  Başörtüsü.
ÇOLBAZ                :  Beceriksiz.
ÇUL
                        :  1-Yöresel olarak battaniye  ve örtü olarak kullanılan bir dokuma çeşidi. 2-Elbise .
ÇÜRÜK AYI          :  Orak ayı, 14 temmuz 13 ağustos arası.
            

                     D
DALMAK
               :  1-Kedi köpek gibi hayvanların ısırması. 2- Bir kızı,taciz etmek, sarılmak sarkıntılık yapmak,
DALAŞMAK          :  Kedi, köpek gibi hayvanların birbiriyle kavga etmesi.
DALEVERA            :  Hile, kurnazlık.
DANA                    :  1 yaşına kadar olan sığır yavrusu.
DASTAR          :  Yere serilen veya örtü olarak kullanılan bir dokuma çeşidi.
DAYIMUU        :   Dayı oğlu.
DEHLEMEK           :  At eşek gibi hayvanları yürütme sözü.
DİYEZE                 :  Teyze
DIŞARIŞERLİ      :  Büyü ve cinler etkisiyle olduğuna inanılan olaylar vb.
DÜBEK                   :  Mısır   dövmeye yarayan içi oyuk taş.
DİLLi                      :  Çok konuşan.
DİNELMEK           :  Ayakta durmak.
DİRLUK                 :  Varlık.
DİRLUKLİ        :  Varlıklı, düzenli, cömert.
DİZME                  :  Ahşap evlerin içindeki tahta bölme.
DOĞAN                  :  1 -Yırtıcı bir kuş. 2- Tarla bellemede kullanılan bellerin tutmaya yarayan baş kısmı.
DONANMA           :  Silah atarak ilerleme.
DUMAN                :  Sis.
DÜMBİ
                  :  Yüksek yer.
                         
E
EHİL   
                :  1-İşten anlar. 2-Evcil.
EHYA                   :  Gübre.
EKSERİ                 :  Daha çok.
ELE VURMA         :  Bahçe işlerinde yabani ot koparma.
ELİĞUN KÖRÜ     :  Kızınca söylenen bir söz.
EMEK ETMEK      :  Çalışmak, uğraşmak.
EMİCA                 :  Amca.
EMİCEMUU      :  Amca oğlu.
ENİŞ             :  İniş, bayır aşağı.
ESSE                     :  Doğru, gerçek.
EKSi                       :  Ucu yanan ya da közlü odun parçası.
EŞEK                      :  Odun kesmede kullanılan, çapraz çakılmış odunlardan yapılmış araç.
EŞKA                     :  Gölge.
EVETLEME
K         :  Acele etmek.
EVZA                     :  Kibrit.
                         
F
FELENK 
               :  Kaldıraç
FERUK                   :  Piliç.
FİSTAN         :  Kadın elbisesi.
FODİK                   :  1-Çukur 2-Fodik oyunu
FOL                       :  1-Kuş yuvası. 2-Tavuğun yumurtlama yeri .
FOLLUK                 :  1 -Tavukların görmesi için  bırakılan yumurta.
FURUN           : Fırın
FURU GURUSİ :  Fırında kurutulmuş mısır.

                          G
GABOT 
                :  Ceket, mont.
GALANDAR           :  1-Evlerin kapısına gidilerek görünmeden, sırıklarla yiyecek toplanan özel gece.2-14 ocak 13 şubat arasındaki ay.
GALUK                   :  Evde kalmış, evlenmemiş.
GANCIK                 :  Dişi köpek , kedi gibi hayvanlar.
GANGEL                 :  Viraj
GAP                         :  1-Kap.2-Tabak ,çanak vb mutfak eşyası.3-Bulaşık
GARA AĞAÇ          :  Kara ağaç.
GARAĞU                 :  1-Dalları çekmeye yarayan eğri uçlu çubuk.
GARA TAVUK        :  Siyah renkli 15-20 cm uzunluğunda bir kuş.
GARDAŞ PAYI      :  Eşit pay.
GASUK                   :  Kasılmış.
GAVARA                 :  Gaz çıkarmak.
GAVİ                      :  Sağlam, dayanıklı.
GAYBANA             :  İşe yaramaz, hayırsız.
GAYDE                  :  Ezgi, türkü.
GAYNATA             :  Kayınpeder.
GAZEL                  :  Yere dökülmüş ağaç yaprakları.
GAZAZ                   :  Kuşak ipi
GEBİÇ                   :  Değirmencinin öğüttüğü undan aldığı pay.
GENE                     :  Yine
GI                           :  Bayanlara hitap şekli.
GICİ                       :  Kızlara hitap şekli.
GIRAN                  :  Tepelerdeki düzlük alan.
GIVRATMAK        :  Döndürmek, bükmek.
GIYLİ                     :  Ekmek yada  pasta yapımında kullanılan geniş tepsi
GIYI GAZMASİ  :  Dar  ve uzun ağızlı , sert zeminleri eşmekte kullanılan kazma çeşidi.
GIREBİ                  :  Ucu kıvrık küçük balta.
GİZLENCUK          :  Saklambaç oyunu
GLAVU                  :  Kesici araçların keskinlik durumu.
GOCAGARİ AYİ   :  Yerel takvim.
GOCAMAN            :  İhtiyar adam.
GODOŞ                  :  Mısır koçanı.
GOFLİYA         :  Sümüklü böcek
GOĞUK                  :  Oyuk, ağaç kovuğu
GONUŞUK             :  Söz.
GOLLAMAK           :  Göz kulak olmak.
GOPÇA                  :  Düğme.
GORİŞAFLA         :  Kertenkele
GOSİ                     :  Kuluçkaya yatmış tavuk.
GOŞMA                 :  Avuç
GOT                       :  Mısır , fındık gibi şeyler için kullanılan tahtadan yapılan ölçü kabı.
GÖĞUNS         :  Göğüs
GÖT                        :  Bir yerin, bir nesnenin aşağı kısmı, alt tarafı.
GÖT ATMAK        :  Kıçını sallamak.
GÖZ                       :  1-Suyun kaynağı.
G
UDAL                  :  Kazanda pişenleri karıştırmaya yarayan uzun odun parçası.
GUDURUK              :  Kudurmuş.
GUFA                     :  İneklere yal vermede kullanılan  kap.
GUMUL                  :  Yığın.
GUZ                        :  Kuzeye dönük.
GUZİNE                :  Bir çeşit soba.
GÜNİY                  :  Güneye dönük.
GÜRGEN                :  Kayın ağacı.
GIREVET               :  Tahtadan yapılmış yatak(somya)
                         
H
HABU
                     :  Bu
HABURA          :  Burası
HACAn                   :  Madem
HALAMUU       :  Hala oğlu.
HARK                   :  Küçük kanal.
HARMAN ETMEK: 1 -Fındık gibi ürünleri serip kurutmak. 2-Bir yeri çiğneyerek otsuz toprak haline getirmek.
HARDIMA             :  Dar ve ince tahta.
HAS UN                :  Buğday unu.
HAŞİNDİ              :  Şimdi.
HAŞLAK                :  Çok sıcak.
HAŞU                     :  O
HAU                       :  O
HAURA                  :  Orası
HAYGIR                :  Aygır, erkek at.
HAYF ALMAK      :  Öç almak.
HAYLAMAK          :  Yüksek sesle bağırmak.
HABOLE                 : Böyle.
HEDİK                  :  Kar ayakkabısı
HELBET                 :  Tabi ki, elbette.
HIZAN                   :  Çoluk çocuk
HOROM          :  Mısır saplarından oluşan  demetlerin birbirine dayandırılmasıyla oluşturulan küme.                                                         
HUHUREK              :  Baykuş.
                          I-İ
İFTERİ                 :  Eğrelti otu
İRAK                      :  Uzak
İRGAMAK             :  Kıpırdatmak, sarsmak.
İSRİÇ                   :  Bir ağaç türü.
İSTİF                   :  Lahana ve fasulye ile yapılan bir yemek, yığma
İŞMAR ETMEK   :  Gözünü kapatıp açarak işaret vermek.
İKİLEME         :  Mısırların ikinci çapası.
İŞGİLLENMEK     :  Şüphelenmek.
İŞLUK                    :  Gömlek, atlet.
                          K
KARA ATEŞLUK  :  Eski evlerde ateş yakılan bölüm.
KELEK                    :  Koyun , keçi gibi hayvanlara takılan tenekeden yapılmış çan.
KELEP                    :  Büyük iplik çilesi.
KENEF                   :  Tuvalet
KEPENGİ              :   Evden ahıra inmek için kullanılan kapak.
KERENDİ              :  Tırpan.
KÖMRE                 :  Hayvan dışkısı.
KÖMRELUK           :  Hayvan dışkısının biriktirildiği yer.
KERTMEK             :  1-Ağacı baltayla yaralamak.2-İpucu vermek.
KESİLMEK            :  Yorulmak.
KEYVAN                 :  Aşçı
KOKULU ÜZÜM   :  Siyah renkli, budanmayan, ağaçlara sarılan üzüm çeşidi.
KOMAR                 :   Kısa boylu bodur çalılık.(Ormangülü)
KÖZ                       :   Kor halindeki ateş.
KUSA                    :  Siğil.
KUKUVAK             :  Mantar.
KUPLAS                 :  Yüzüstü durma.
KUŞAK  BAĞ      Kuşağın üstüne bağlanan , yer tezgahında dokunan, uçlarına  püskül takılan aksesuar.
KÜLEK                    :  Tahtadan yapılan kova.
KÜREMEK             :  Sıyırmak, temizlemek..
                          L
LABAZA                :   Geniş yapraklı,yabani bir ot.
LEVOR                   :   Etkileyici kokusu olan yabani bir ot.
LOBUT                  :  Hantal, kaba saba.
LONGOZ         :   Derin, karanlık kuyu
                          M
MAĞZİ                  :  Yayla evi.
MANCA                 :  Sulu yemek. (Ayranli manca)
MATKAP                :  Değişik amaçlarla kullanılan 1-2 m uzunluğunda ucu sivri ve kalın demir çubuk.
MAYALUK             :  Sütünden yararlanılan sığır.
MECİ                     :  İmece için gelen kişi.
MEKTEP                :  Okul.
MERAM                 :  İstek,amaç.
MEREK                  :  Küçük samanlık.
MERTEK               :  Ev yapımında kullanılan büyük kalas.
MEŞEBE          :  Maşrapa.
MEZERE                :  Yayla köy arası yerleşim yeri.
MOL                    :   Bitki topluluğu.( Fındık moli)
MORA                   :  Çilek.
MUH                      :  Çivi.
MİLE                     :  Misket.
MUDARA         :  Sağlam olmayan, zayıf.
MUDARA ETMEK:  Yardım istemek, muhtaç olmak.
MUHANAT           :  Korkak.
MUNDAR         :  Kendiliğinden ölmüş ve eti yenmeyen hayvan.
MUKUM                :  Sağlam.
MURÇ                    :  Genellikle taş kırma işinde kullanılan büyük demir çivi.
MÜZEVİR             :  Laf taşıyan kişi.
NA                          :   Al
NAVLON          :  Yol parası.
NALET                  :  Lanet.
NESLIM                 :  Aynı sülaleden olan.
                       
O-Ö
OBA
                        :  Birkaç köyün gittiği yayla.
OHA (O uzun)       :  Sığırların durması ve otlaması  için söylenen sözcük.
OKARİ                   :  Yukarı
OLANCA          :  Bütünü, tamamı.
OYAN                    :  Öte taraf.
ÖKÜZ                     :  Boğa.
                          P
PANDİ                   :  Hayvanların yeme yeri.
PAKLA                    :  Fasulye.
PALAK                    :  Ayı yavrusu.
PAPARA ATMAK :  Azarlamak
PEDALİZA            :  Kelebek.
PEŞKİR                 :  Havlu.
PİŞTOF                 :  Tabanca.
PONDUL          :   Pantolon.
POSPOR                 :  Büyük sıçan.
PEĞRENK               :  Fazla yağan yağmurun araziye zarar vermesini önlemek için arazide derin ve çapraz bir hendek açılıp içi taşla doldurulduktan sonra tekrar toprakla kapatılan bir kanal çeşidi.
PÜSKÜĞÜT           :  Bisküvi
                     R
REYHA 
                :  Güzel koku.
ROGOBAT             :  Serender direklerinin üst kısmında bulunan ve serenderlere  fare girmesini engelleyen, koniye benzer bölüm.

                                  
S
SACAYAK
              :  Ateşe kazan veya saç koymaya yarayan üç ayaklı araç.
SAĞAN                  :  Büyük metal tabak.
SAPA                     :  1-Yol kenarında olmayan. 2-Gizli yer.
SAP                       :  Biçilmiş mısır bitkisi.
SAPAK                   :  Yol ayrımı
SAPMAK         :  1-Geçerken uğramak. 2-Yolu değiştirmek.
SAYIKLAMAK      :  Yarı uyur yarı uyanıklık hali uyku.
SAZAK                  :  Ot bahçesi , çayır alanı
SELAMETLEMEK:  Yolcuyu uğurlamak.
SERENDER           :  Ayaklar üzerine yapılmış mısır vb yiyeceklerin saklandığı yer.
SİCAN                 :  Fare
SİFTE ETMEK    : Yeni çıkan bir meyveyi ilk defa yemek.
SİMLA                  : Gözün kenarında birikmiş tortu.
SİNMEK               : Çökmek, hedef küçültmek.
SİRAN                   :  Isırgan otu
SU DÖKMEK        : Tuvalete gitmek.
SULUK                   : Eski evlerde yıkama işlerinin yapıldığı bölüm.
ŞAFLİYA         :
Ağız akıntısı,salya.

                         T
TAFLAN          
: Karayemiş.
TEKERLENMEK    : Yuvarlanmak.
TEBİNMEK           : Kurulanmak.
TEMREĞÜ            :  Egzamaya benzeyen bir cilt hastalığı.
TEVEKEL         : Saf , aklı kıt
TIRNAĞINA VURMAK:Çok üşüme ve donma sonucu tırnakların acıması.
TİRMA                  : Ayran ve mısır unundan yapılan muhallebi kıvamında bir yemek
TİRMUK               : Hayvan gübresini atmaya yarayan demir aygıt.
TUMUL                 :  Ekmek kırıntısı.
                           U
UÇKUR 
                :  Eskiden pantolon, şalvar gibi giyeceklerin düşmemesi için bele bağlanan ip.
ULA                        :  Erkekler için kullanılan bir hitap.
URBA                     :  Düğünden önce geline alınan elbiseler..
URGAN                  :  Hayvanları bağlamak için kullanılan ip.
USUL                   :  Yavaşça.
UŞAK                     :  Çocuk.
ÜSKÜT                  :  
Küsmüş,sessiz
                          V
VARDAGEL
            : Yük taşımada kullanılan ilkel teleferik.
VARGİT                 : Yaylalarda sonbaharda açan beyaz renkli çiğdem.
VEREUZ                 :  Evlerin arka tarafındaki dar aralık.
VİNDO                 :  Kan emici büyük sinek.
VOLAR KIRMA   :  Bellenmiş tarlada büyük toprak parçalarını kazma ile ufalama            
                    
Y
YAL
                        :  Köpek ve sığırlar için hazırlanan sulu yiyecek.
YALANIZ        :  Tek başına, yalnız.
YAĞLAŞ                 :  Mısır unu ,su, peynir ve tereyağından hazırlanan bir yemek.
YALLUK                 :  İneklere verilecek taze ot ,yaprak gibi şeyler.
YAVAN                  :  İneği süt vermez durumda olanlar için kullanılan bir sözcük.”Süt ,yoğurt “  yok anlamında.
YAYLIM                :  Hayvanların otladığı yer, otlak.
YAYMAK               :  Otlatmak.
YENLİK                 :  Hafif
YILKIDA         :  Dışarıda
YONGA                 :  Kesilen, yontulan odundan çıkan parçalar.
YUFKA                   :  Sığ.
YÜKLÜ                   :  Hamile.
YÜZÜNE GOMAK:  Kaçan kızla ailesinin barışması.Kaçan kızın ailesini ziyaret etmesi.
                          Z
ZAĞAR 
                :  Köpek.
ZEBİl                     :  Çok fazla ,kullnılamayacak kadar fazla.
ZEFKETMEK        :  Alay etmek,küçümsemek.
ZİPKA                  :  Arkası bol, bacakları dar erkek pantolonu.
ZİBİL                   :  Çöp
ZİLİKTAR            :  Tavada yapılan yağlı ince ekmek..
ZİRZA                  :  Menteşe.
ZUMBUK         :  Yumruk.
ZUMUR                 :   Sıcak mısır ekmeğinin içine yağ ve şeker konularak hazırlanan yemek. 

SON EKLENENLER 
ZAAR ERUĞU       : Ağacı çok dikenli bir erik türü.
HATAYNA           : Hata , yanlışlıkla yapılan
OKŞOGA               : Birisinden beklenen bir eylemi onaylama , zaten olması gereken buydu anlamını                                   belirtme  sözcüğü. (Okşogiya)
GORZİT          : Et doğramak vb işlerde kullanılan ağaç takoz
FİLİSTER        : Et ,çalı yada yalluk doğramak için kullanılan bir tür satır.

                                                                                                                                                                                                              HAZIRLAYAN : GÜNAY SEVENCAN                                                                                   Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Son Güncelleme ( Cuma, 14 Mart 2008 )