|
Yazar Erkan Dağ
|
|
Cumartesi, 31 Ekim 2009 22:09 |
|
 Baharın son günleriydi. O Pazar diğer hafta sonlarına nispetle tembellik edip yataktan öğle vakti kalktım. Kahvaltımı hazırlarken bir taraftan da ...
televizyona bakıyordum. Kanallar arasında gezinirken TRT 4 te yöremizden bir sanatçının, İbrahim CAN’ın yaptığı eski bir müzik programına rastlayınca kanalı değiştirmedim artık. Hele ilk konuğunu çağırınca ilgim daha da arttı. Çok sevdiğim bir sanatçıydı gelen; Fuat SAKA. Karadeniz müziğini modern ezgilerle dünya çapında söyleyen ünlü bir isimdi ve yorumu seviyordum. Hangi sanatçı çıksa fark etmezdi aslında. Zira 7 aydır Trabzon’dan ayrıydım ve hasretim iyice artmıştı, dolayısıyla memlekete ait her şey ilgimi çekiyordu. Kahvaltımı yaparken pür dikkat programı izliyordum. Güzel türküler vardı elbette, hasretimi teselli eden bazen de daha artıran. Sonra gönlüme asıl darbeyi vuran, özlemimi kat kat artıran bir çağrı yaptı sunucu; İsmen tanıdığım belki birkaç defada gördüğüm iki mahalli sanatçıyı davet etmişti. Biri davulcu biri zurnacıydı. Ve onların eşliğinde saçları ağarmış eski bir halk oyunu ekibini sahneye davet etti. Ekip sahneye çıkarken davul zurna hüzünlü bir yol havasına başladı. O zaman memleket hasreti yüreğimin ta orta yerine oturdu. Çalgılar horon havasına geçipte ekip ağır ağır horana başlarken ben hatıralara dalmıştım bile. Horonun ritmiyle kah hızlı kah yavaş memleketi canlandırdım zihnimde. Sonra horon bitti bir başka sanatçı başka bir yörenin türküsüne başlamıştı, ama o türkü belki de en güzel gurbet türküsüydü.’Allı turnam ne gezersin havada’. Ben ise memleketteydim o anda. Yeşil, mavi, toprak kokusu, horon, kemençe, karayemiş, yaylalar, yayla yolunda göçler…her şeyiyle düşlüyordum güzelim Trabzonu ama fonda hep kemençe sesi vardı. Oğuz ATAY’ın bir sözü geldi hatırıma şöyle demişti usta ‘Kanımız alyuvar akyuvar birazda alaturkadan mürekkeptir bizim.’ Trabzonlular için buna kemençe ile horon ilave etmeli dedim kendi kendime. Sonra mavi sonra yeşil bir doğa. Zira Trabzon doğanın biçimlendirdiği bir coğrafya idi. Trabzonlu coğrafyanın çocuğu idi. Yeni bir türküye başlarken Fuat SAKA, Trabzonlu kadar Trabzon var dedim türküsüne karşılık. Gurbetteki her Trabzonlunun yüreğinde bir Trabzon vardı çünkü. Ve nihayet şölen bitti. Ben hüzünle kalakaldım koltuğumda. Ah gözümde yeşil tütüyordu. Mavi sular, kara bir deniz çekiyordu kanım. Açan çiçekleri düşündüm yayla çimenlerinde sarı sarı, güzün vargitleri, kar çiçeklerini sonra. Kestane çiçeklerinin kokusu komarların kokusuna karıştı hayalimde. Komar çiçeklerini hatırlayınca bir şimşek çaktı beynimde. Açelyanın bu Karadenizli akrabası her daim yeşil olmasıyla ve baharda açan çiçekleriyle iyi bir park bitkisiydi aynı zamanda. Bunun farkına varan şehir parkı yetkilileri parklara bol miktarda dikmişlerdi. Bir ay kadar önce gittiğim parkta yeni yeni çiçek açan pek çok komar görmüştüm. Şimdi çiçeklerini dökmek üzereydiler belki de. Aklıma koymuştum çiçeklerini dökmeden gidip bir daha görmeliydim, hasret gidermeliydim. Hızlıca giyinip evden çıktım. Parka doğru yürümeye başladım zaten memlekette hep yürümez miydik? Gerçi etrafımda ağaçlar yerine beton direkler vardı ama…Parka vardım nihayet. Her taraf kocaman ağaçlarla kaplıydı ferahladım biraz. Aralarında komarları aradım buldum karşılarında bir banka oturdum. Bazıları dökülmüştü bazıları soluktu ama bazıları daha yeni açmıştı. Onların karşısında memleketi, küçükken komar bibilleriyle oynadığımız oyunları düşündüm. Yerimden kalkıp birini kokladım. Evet bu koku tanıdıktı. Yerime oturdum. Gözlerimi kapayıp tekrar tekrar Trabzonu düşündüm. Hava kararırken kalktığım parkta hüzünlerimin bir kısmını bırakmıştım. Yeni bir şevkle yola koyuldum. Yapacaklarımı yapmak için. Çünkü işlerim bitince Trabzona dönebilirdim. Trabzon hasretimiz Trabzon bir parçamızdı bizim. Nerde olursak olalım Trabzonda yaşıyoruz Trabzonu yaşatıyoruz |
|
Cumartesi, 31 Ekim 2009 22:14 tarihinde güncellendi |